Savaş artık cephede değil; hibrit savaşın haritası tüm dünya
Savaşın cephesi artık yalnızca orduların karşı karşıya geldiği alanlarla sınırlı kalmıyor. İHA ve SİHA’lardan siber saldırılara, sabotajlardan enerji hatları ve ticaret yollarına kadar uzanan hibrit savaş, Avrupa’dan Kızıldeniz’e dünyanın farklı bölgelerini aynı güvenlik denkleminde buluşturuyor.
Rusya-NATO gerilimi, Kızıldeniz’de ticaret yollarına yönelik saldırılar ve İran’a dönük yaptırımlar, Türkiye’yi çevreleyen krizlerin ekonomik ve güvenlik boyutunu büyütüyor. Ankara açısından kritik başlık ise farklı çatışmaların tarafı olmadan enerji ve ticaret yollarının güvenliğini koruyacak diplomatik alanı açık tutmak.

Baltıklar’da hava sahasına giren SİHA’lar, Mekke üzerinde düşürülen bir drone, Kızıldeniz’de ticaret gemilerine yönelik saldırılar, Avrupa’da kritik altyapıya ilişkin sabotaj uyarıları…
Biri Avrupa’nın kuzeyinde, NATO’nun doğu kanadında; diğeri Suudi Arabistan’da, İslam dünyasının en hassas merkezlerinden birinin üzerinde. Aralarında binlerce kilometre var. Farklı aktörler, farklı hedefler ve farklı siyasi denklemler söz konusu.
Ancak hepsinin işaret ettiği daha büyük bir gerçek var: Savaşın kendisi değişiyor.
Artık savaş yalnızca orduların karşı karşıya geldiği cephelerde yaşanmıyor. İHA’lar ve SİHA’lar, siber saldırılar, sabotajlar, kritik altyapıya yönelik operasyonlar, ekonomik yaptırımlar, enerji hatları ve ticaret yolları da savaşın araçlarına dönüştü. Bir ülkenin topraklarını işgal etmeden güvenliğini tehdit etmek, hava sahasını zorlamak, kritik altyapısını hedef almak, ticaret yollarını kesintiye uğratmak veya ekonomik sistemini baskı altına almak mümkün hale geldi.
Tüm dünya coğrafyası “hibrit savaşın cephesi” haline gelmiş durumda.
Üstelik “belirsizlik ve inkâr edilebilirlik” de artık bu hibrit savaşın araçlarından biri.
Geleneksel savaşta cephe çizgisi belliydi. Hangi ordunun nerede bulunduğu, hangi bölgenin kontrol edildiği ve saldırının nereden geldiği büyük ölçüde görülebiliyordu. Hibrit savaşta ise cephe genişledikçe genişliyor.
NATO’nun “kriz senaryosu”; aynı anda hem Avrupa’da, hem uzak Asya’da savaş
Savaşların yapısındaki değişiklik, NATO’nun savaş planlamasında ortaya çıktı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ittifakın kuvvet planlamasının artık “eşzamanlı çok cepheli çatışma” ihtimalini hesaba katarak yapıldığını söyledi. Bu sözler, NATO’nun aynı anda Avrupa’da Rusya ile yaşanabilecek bir çatışma ve Hint-Pasifik’te Çin kaynaklı bir krizle aynı anda başa çıkabilecek planlamalara geçtiğinin ipuçlarını verdi.
Avrupa da, yeni bir Rus saldırısı ihtimaline karşı tam anlamıyla “topyekün seferberlik haline” geçmiş durumda. Finlandiya denizaltı kabloları ve enerji altyapısına yönelik sabotaj ihtimaline karşı gemi durdurma ve arama tatbikatları yapıyor.
Polonya ve Finlandiya yetkilileri sürekli, Rusya’nın bir saldırı hazırlığı içinde olduğu konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Almanya hastanelerini olası bir Rusya çatışması ihtimaline karşı elden geçiriyor.
Litvanya, saldırı anındaki tahliye planlarını yeniliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron önce ülkesinin istihbarat birimlerinden detaylı brifing aldı, ardından ülkedeki siyasi parti liderlerini Elysee’de toplantıya çağırdı. Macron toplantılardan sonra yaptığı açıklamada Avrupa’yı aylar değil, sadece haftalar içinde bekleyen tehlikeleri, “Rusya ile hibrit bir savaşın başlaması” ve “küresel enerji krizinin Avrupa’yı da ağır şekilde vurması” olarak özetledi.
İngiltere hükümeti vatandaşlarına evlerinde en az 72 saat yetecek içme suyu ve gıda malzemesi bulundurmalarını tavsiye etti.
Avrupa’nın kuzeyinde üst düzeyde NATO keşif ekipmanı hareketliliği de dikkat çekici; Letonya’ya dört Alman Eurofighter uçağı gönderildi. ABD Norveç’e Tomahawk füzeleri konuşlandırdı. Türkiye ve İtalya, NATO görevlendirmesi ile Baltıklar’da devriye uçuşları yapıyor.
Avrupa’da en çok konuşulan senaryo, Rusya’nın NATO ile doğrudan bir savaşa girmeden ittifakın tepki eşiğini ve o ünlü “5’inci maddenin” esnekliğini sınama ihtimali.
Bab-ül Mendep ve Türkiye’nin Somali bağlantısı
Hibrit savaş gerçeğinin başka bir versiyonu Kızıldeniz’de yaşanıyor; Husiler, bir yandan Suudi Arabistan’ın petrol altyapısını, diğer yandan Suudiler’in ihracat yollarını teker teker kapatıyorlar.
Türkiye açısından Yemen krizinin en kritik tarafı, Yemen’in kendisinden çok Bab-ül Mendep boğazı; Çünkü Türkiye’nin enerji tedarikinde alternatifler var. Rusya’dan Mavi Akım ve TürkAkım, Azerbaycan’dan TANAP ve diğer boru hatları, LNG ve Karadeniz üretimi Türkiye’nin enerji güvenliğinde farklı kanallar oluşturuyor.
Enerji tedariği açısından Hürmüz Boğazı ve Bab-ül Mendep’in Türkiye açısından stratejik ağırlığı çok büyük değil. Fakat konu deniz ticaretine geldiğinde durum tamamen değişiyor.
Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin önemli bölümü Süveyş-Kızıldeniz-Bab –ül Mendep hattından geçiyor. Bu güzergâhın uzun süreli biçimde kapanması veya yüksek riskli hale gelmesi, gemilerin Afrika’nın güneyinden dolaşmasını gerektirebilir. Bu da daha uzun rota, daha yüksek yakıt ve sigorta maliyeti, daha uzun teslimat süreleri ve küresel tedarik zincirleri üzerinde yeni baskılar anlamına geliyor.
Türkiye için mesele bununla da sınırlı değil;
Türkiye’nin Somali’de askerî varlığı, güvenlik işbirliği, ekonomik faaliyetleri ve denizcilik çıkarları bulunuyor. Türk sondaj ve sismik faaliyetleri de bu deniz coğrafyasındaki varlığın boyutunu değiştiriyor. Dolayısıyla Bab- ül Mendep’teki istikrarsızlık, Türkiye’nin Somali politikasına doğrudan dokunuyor.
Her savaşın tarafı olmamak gerek…
İran savaşının etkisi, artık Türkiye’nin finans sistemine kadar ulaşmış durumda. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, İran’ın Bank Mellat’ın İstanbul şubesinin faaliyet iznini 19 Eylül’de iptal etmesi de, İran menşeli Mahan Air’in Türkiye uçuşlarına 21 Eylül’den itibaren son verilmesi de bunun somut örnekleri. Son olarak da, İran’ın en büyük ve en önemli bankalarının başında gelen Bank Mellat’in Türkiye’deki faaliyet izni BDDK tarafından kaldırıldı. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları konusunda Türkiye çok riskli bir sürece doğru savruluyor. Ülkenin enerjiye en çok ihtiyaç duyduğu ve enerji arzında kıtlık yaşanmaya başlanan bir dönemde komşusu İran’la ilişkilerini riske edecek adımlar atıyor. Türkiye’deki sosyal medya hesaplarında Husi saldırısı altındaki Suudi Arabistan’a destek verilmesi çağrılarının organize şekilde giderek artması da ayrıca endişe verici. Söz konusu Yemen olunca, yakın tarihte yaşananlardan ders almak da elzem; 2015’te Husileri askeri yöntemlerle tasfiye etmeye yönelik büyük çaplı müdahale Yemen’deki savaşı bitiremedi. Bugün aynı coğrafyada daha karmaşık bir bölgesel denklem var. Dolayısıyla, Mekke Paktı üzerinden Türkiye’nin Yemen savaşına müdahil olması son derece tehlikeli olur. Etrafındaki güvenlik ve ekonomik bağlantıların giderek daha fazla kriz alanına dönüştüğü ortamda Türkiye’nin avantajı, aynı anda farklı aktörlerle konuşabilme kapasitesi. Ancak bu kapasitenin askeri angajmana dönüşmemesi gerekiyor. Ankara’nın çıkarı, etrafındaki savaşların tarafı olmakta değil, Bab-ül Mendep’in açık kalmasını sağlayacak siyasi ve diplomatik zeminin oluşmasına katkı vermekte yatıyor.
ABD ve Danimarka, Grönland’ta uzlaştı
ABD ve Danimarka’nın Grönland üzerinde uzlaşması da, yine Batı sisteminin Rusya’nın olası bir saldırısına karşı kendi içindeki anlaşmazlıkları hızlıca çözme eğilimini gösterir nitelikte. ABD, Danimarka ve Grönland özerk yönetimi arasında varılan anlaşmaya göre Washington bölgede kalıcı erişim, üs ve hava sahası kullanım hakları elde edecek. Buna karşılık Grönland’ın Danimarka egemenliği ve kendi geleceğini belirleme hakkı da korunacak. Anlaşmanın asıl amacı ise, Çin ve Rusya’nın ada üzerinde askeri üs kurmasını veya hassas yatırımlar yapmasını engellemek olarak özetlemek mümkün.
Kaynak: www.ekonomim.com
