Türkiye’nin 50 yıllık kısır döngüsü: “Büyü, borçlan, daral, tekrarla” çözüm…



Dünya’yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Enflasyondan teknoloji açı­ğına, verimsizlikten gelir adaletsizliğine: Türkiye neden büyümesini kalıcı refaha dönüş­türemiyor?

Türkiye’nin ekonomi tarihin­deki en çarpıcı çelişki, büyüye­memesi değil, büyürken aynı kı­rılganlıkları yeniden üretmesidir. Fabrikalar kurduk, yollar yaptık, ihracatı artırdık; fakat enflasyonu, döviz ihtiyacını, teknolojik bağım­lılığı ve gelir adaletsizliğini kalı­cı biçimde aşamadık. Elli yıl önce döviz darboğazını tartışıyorduk, bugün dış finansmana erişimi ko­nuşuyoruz. Dün hayat pahalılığın­dan yakınıyorduk, bugün satın al­ma gücündeki kayıptan. Sözcük­ler değişiyor; ekonominin temel soruları yerinde duruyor.

Bu tabloyu “Türkiye hiçbir şey başaramadı” kolaycılığıyla açık­layamayız. Dünya Bankası’na gö­re 2002–2022 döneminde yıl­lık ortalama reel büyüme yüzde 5,4 oldu, kişi başına reel gelir iki­ye katlandı. Ancak aynı kurum, 2010’ların ortalarından itibaren verimlilik performansındaki za­yıflamaya dikkat çekiyor. Demek ki mesele büyümenin varlığı kadar kaynağı, niteliği ve devamlılığıdır. Daha çok üretmek değerlidir; aynı kaynakla daha değerli üretmek ise kalıcı refahın temelidir.

1970’lerin petrol şokları ve dö­viz sıkıntısından 1980’lerin dışa açılmasına, 1990’ların kamu fi­nansmanı sorunlarından 2001’in bankacılık reformlarına uzanan süreçte farklı modeller denedik. Sonraki yıllarda küresel likidite, kredi genişlemesi ve iç talep büyümeyi destek­ledi. Fakat her dönemin kazanımlarını koruya­cak kurumsal sürekliliği yeterince sağlayamadık. Ekonomi yönetiminde kısa vadeli rahatlamayı, uzun vadeli dönüşümün yerine koyduğumuzda benzer faturalarla yeni­den karşılaştık.

Enflasyonun ardında, büyümenin içinde biriken sorunlar

Birinci sorun, fiyat istikra­rını kalıcı bir devlet politika­sı hâline getiremememizdir. UNU-WIDER çalışmasındaki dö­nem ortalamalarına göre tüketici enflasyonu 1980–1990’da yüzde 52,1, 1991–2001’de yüzde 74,6 dü­zeyindeydi. TCMB’nin yayımladı­ğı TÜİK verisinde ise yıllık enf­lasyon Eylül 2026’da yüzde 29,73. Dönem ortalamalarıyla tek aylık yıllık oran aynı ölçü değildir; an­cak birlikte bakıldığında fiyat is­tikrarı sorununun kuşaklar bo­yunca sürdüğünü gösteriyorlar.

Enflasyon yalnızca maliyet artı­şından doğmuyor. Üretim kapasi­tesini aşan talep, kur geçişkenliği, bütçe tercihleri, geçmiş enflasyo­na göre fiyatlama ve politika güve­nilirliğindeki aşınma birbirini bes­liyor. Enerji veya gıda şoku fiyatları yükseltebilir; şokun sürekli enflas­yona dönüşmesinde para ve maliye politikalarının tepkisi belirleyici­dir. Çözüm; bağımsız ve hesap ve­rebilir merkez bankası, tutarlı büt­çe politikası, öngörülebilir düzen­lemeler ve rekabetçi piyasalardır. Tarımsal verimlilik, depolama ve lojistik reformları da arz kaynaklı baskıyı azaltmalıdır.

İkinci sorun, büyümeyi dış kaynak girişine fazla duyarlı kı­lan üretim yapısıdır. İthal enerji, ara malı ve teknoloji ihtiyacı yüksek olduğunda üretim genişlerken döviz talebi de artıyor. Sermaye girişi ya­vaşladığında kur, maliyet ve finans­man kanallarından büyüme baskıla­nıyor. Böylece hızlanma ile düzelt­me arasında salınan bir ekonomi ortaya çıkıyor. Sürdürülebilir büyü­me, yalnızca daha fazla krediyle de­ğil, enerji verimliliği, rekabetçi yer­li tedarik ve uzun vadeli özkaynak finansmanıyla güvenceye alınabilir.

Burada ithalatı bütünüyle sorun ilan etmek de yanlıştır. Üretken makine ithalatı gelecekteki kapa­siteyi artırabilir. Asıl soru, kulla­nılan dış kaynağın ileride yeterli gelir ve döviz kazandırıp kazan­dırmadığıdır. Kısa vadeli döviz borcuyla uzun vadeli, TL gelirli yatırım yapmak ise işletmenin bi­lançosuna kırılganlık yerleştirir. Teşvikler yatırım tutarına göre değil; verimlilik, net döviz katkısı ve teknolojik öğrenme sonuçları­na göre değerlendirilmelidir.

Üçüncü sorun, sermayenin ve­rimli alanlara yönelmesini sağla­yan teşviklerin zayıflığıdır. Bir iş­letmenin teknoloji geliştirerek elde edeceği getiri, arsa değer artışının gerisinde kalıyorsa kaynak dağılımı bozulur. İnşaat gereklidir; fakat her inşaat harcaması üretken kapasite­yi aynı ölçüde artırmaz. Kamu yatı­rımlarında bağımsız fayda-maliyet analizi, ihalelerde rekabet, teşvik­lerde süre sınırı ve başarısız proje­lerden desteği çekebilme iradesi ge­rekir. Kaynağın maliyeti kadar, ne­reye bağlandığı da önemlidir.

İhracatın tonajından kalkınmanın kalitesine

Dördüncü sorun, teknolojik dönüşümün yeterince derinleş­memesidir. OECD’nin 2025 Tür­kiye incelemesine göre yüksek tek­nolojili ürünlerin imalat ihraca­tındaki payı yaklaşık on iki yıldır yüzde 3,5 çevresindedir. Buna kar­şılık orta-yüksek teknolojinin pa­yı 2015’te yüzde 32,2’den 2024’te yüzde 37,5’e yükselmiştir. İlerleme vardır; ancak ekonominin tamamı­na yayılan bir teknoloji sıçraması henüz sınırlıdır. Yüksek teknoloji sınıflandırması da tek başına yerli katma değeri ölçmez; ithal parçala­rı birleştirmekle tasarım ve patent gelirini elde tutmak farklıdır.

Geride kalmanın nedeni yalnız­ca araştırmaya ayrılan para değildir. Temel bilimden ticarileşmeye uza­nan zincirde eğitim kalitesi, üniver­site özgürlüğü, girişim sermayesi, fikrî mülkiyet ve nitelikli yönetim birlikte çalışmalıdır. Teşvik verilen projelerin kaçının ihracata, lisans gelirine veya verimlilik artışına dö­nüştüğü açıklanmalıdır. Savunma, yazılım, makine ve ileri malzemeler­deki yetkinliklerin tedarik zincirle­rine yayılması sağlanmalıdır. Başarı ölçüsü daha çok destek dağıtmak de­ğil, desteğe bağımlılığı azalan reka­betçi işletmeler yaratmaktır.

Beşinci sorun, insan kaynağı­nı potansiyelinin altında kullan­mamızdır. OECD verisinde 2023 istihdam oranı Türkiye’de yüzde 53,1, OECD karşılaştırma düzeyi yüzde 69,4’tür. Aradaki 16,3 puan­lık fark, kullanılmayan üretim ve gelir kapasitesine işaret eder. Eği­timin işgücü piyasasıyla uyumsuz­luğu, bakım hizmetlerinin yetersiz­liği ve bölgesel fırsat eşitsizliği bu kapasiteyi sınırlar. Çözüm; erişi­lebilir kreşler, kaliteli mesleki eği­tim, yaşam boyu öğrenme ve kadın­ların istihdamını destekleyen dü­zenlemelerdir.

Altıncı sorun, büyüme ile kalkınmayı aynı göstergeye in­dirgememizdir. Milli gelir artı­şı; iyi eğitim, sağlıklı yaşam, adil fırsatlar, güvenli kentler ve temiz çevreyi kendiliğinden garanti et­mez. Ortalama gelir yükselirken ortanca hanenin alım gücü geri­leyebilir. Kalkınmayı büyümeden koparmamızın nedeni, başarıyı üretim toplamıyla ölçüp dağılı­mı, kurumları ve yaşam kalitesini ikinci plana atmamızdır. Vergi ve transfer politikaları, kaliteli ka­musal hizmetler ve bölgesel yatı­rımlar büyümenin toplumsal kar­şılığını güçlendirmelidir.

Yedinci sorun, bütün bu alan­ları birbirine bağlayan hukuk ve öngörülebilirlik açığıdır. Yatı­rımcı yalnızca bugünkü faiz oranını değil, yarın sözleşmesinin korunup korunmayacağını da fiyatlar. Ku­rallar sık değişirse yatırımın vade­si kısalır, beklenen getiri eşiği yük­selir. Bağımsız yargı, liyakat, güve­nilir istatistik ve hesap verebilir kamu yönetimi ekonomik altyapı­nın parçalarıdır. Kurumların kali­tesi, fabrikanın kapısından görün­meyen fakat maliyet hesabına giren bir üretim unsurudur.

Öncelik sırası da açıktır: Önce güvenilir istikrar çerçevesi kurul­malı; eşzamanlı olarak eğitim, re­kabet ve üretken yatırım reformla­rı başlatılmalıdır. Ardından her yıl verimlilik, yerli katma değer, istih­dam ve gelir dağılımı sonuçları ka­muoyuna açıklanmalıdır. Refor­mun başarısı açıklanan paket sayı­sıyla değil, vatandaşın hayatındaki ölçülebilir iyileşmeyle değerlendi­rilmelidir. Geçişin maliyeti düşük gelirlilere yıkılmamalı; hedefli des­tekler dönüşümün toplumsal daya­nıklılığını korumalıdır.

Türkiye’nin elli yıllık mesele­si büyüyecek gücünün olmaması değil, bu gücü kalıcı refaha dönüş­türecek düzeni tamamlayama­masıdır. Aynı sorunları konuşma­yı bırakmanın yolu, aynı tercihle­ri tekrarlamayı bırakmaktır.

Son sözler:” En büyük suçlar, ge­rekli olanı değil de fazla olanı elde etmek için işlenir” Aristoteles

“Cehaletin en büyük gösterge­si, insanın bilmediğini bildiğini sanmasıdır”Platon

Yazara Ait Diğer Yazılar

Piyasa Özeti
Borsa 11.165,44 0,13 %
Dolar 49,8379 0,06 %
Euro 55,4525 0,07 %
Euro/Dolar 1,1126 0,02 %
Altın (GR) 6.499,89 0,70 %
Altın (ONS) 4.053,32 -0,18 %
Brent 110,48 0,64 %

Kaynak: www.dunya.com

By admin