SEYHAN AKINCI - Sesine uyandığımız şiddetli yağmurlar, tarımı etkileyen kuraklıklar, orman yangınları ve iklim kaynaklı ölümler… Her biri geleceğin karanlık anlatıları olmaktan çıkıp şimdiki zamanın gerçeklerine dönüştü. Antalya, iklimin başrolde olduğu önemli bir zirveye ev sahipliği yapıyor: COP31. 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın 31’inci oturumu öncesi 30’dan fazla ülkeden 146 araştırmacı iklim değişikliğinin “küresel sağlık acil durumu” ilan edilmesi çağrısında bulundu. Bu çağrı neden önemli ve yakın gelecekte ülkemizde iklime krizi sağlık açısından hangi sonuçları doğrabilir ve nasıl önlemler alınmalı? HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) Çevre Sağlığı Grubu Yürütücüsü ve Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Melike Yavuz’a sorduk.

Küresel sağlık acil durumu!
Bu çağrı, iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin ulaştığı boyuta ve mevcut önlemlerin yetersizliğine dikkat çekiyor. Lancet Countdown raporu, iklim değişikliğinin yol açtığı sağlık zararlarının, bunları önlemek için atılan adımlardan daha hızlı büyüdüğünü gösteriyor. Dolayısıyla bugün yapılması gereken, bu tehlikeyi kabul etmenin ötesine geçerek büyüklüğüyle orantılı bir yanıt oluşturmak. “Küresel sağlık acil durumu” olarak tanınması çağrısı da bunu amaçlıyor. Bilim insanları, Dünya Sağlık Örgütü bünyesinde ülkelerin birlikte hareket etmesini, riskleri izlemesini, önleyici tedbirler almasını ve bunlar için sürekli kaynak sağlamasını destekleyecek yeni bir mekanizma öneriyor. Bu çağrının önemi, iklim politikalarının merkezine insan yaşamını ve sağlığını yerleştirmesinde. Enerji, ulaşım, tarım veya kentleşmeyle ilgili her kararın sağlık sonuçları var. Başarıyı, emisyonların ne kadar azaldığının yanında kaç ölümün önlendiği, insanların ne kadar sağlıklı yaşayabildiği ve sağlık eşitsizliklerinin ne ölçüde azaltıldığıyla da değerlendirmeliyiz.
Akdeniz ve Ege’de kuraklık, Güneydoğu’da sıcak stresi
Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı’nda (2024-2030) yer alan bölgesel risk değerlendirmeleri, sağlık açısından hangi tehlikelere karşı hazırlık yapabileceğimize yol gösteriyor. Akdeniz ve Ege’de aşırı sıcaklar, kuraklık ve orman yangını dumanı; İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da sıcak stresi, su kıtlığı ve bunların tarım ile gıda güvencesine etkileri öne çıkıyor. Karadeniz’de ise sel ve heyelanların yol açabileceği yaralanmalar, su güvenliği sorunları ve sağlık hizmetlerindeki kesintiler önemli hazırlık başlıkları. Yoğun yapılaşmış büyük kentlerde de kentsel ısı adası etkisi sıcakların sağlık yükünü ağırlaştırabilir. Bunlar birbirinden bağımsız riskler değil. Örneğin sıcak dalgası sırasında çıkan bir yangının dumanı, kalp ve solunum hastalığı olan kişilerin sağlığını birlikte etkileyebilir.
Yılda 24 sıcak hava dalgası
Ulusal bir iklim ve sağlık eylem planı, iklimle ilişkili hastalıkların, erken ölümlerin ve sağlık hizmetlerindeki kesintilerin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Lancet Countdown 2026 raporunun Türkiye verileri, bu alandaki ihtiyacı açıkça gösteriyor: 2021-2025 döneminde Türkiye’de yaşayanlar yılda ortalama 24 sıcak hava dalgası gününe maruz kaldı ve bu günlerin yüzde 85’i iklim değişikliğine atfedildi. Yaşlılar ve bebekler sıcaktan orantısız biçimde etkilenirken, kuraklık ve orman yangınları da sağlık risklerini artırıyor. Bu verilere dayanarak Sağlık Bakanlığı öncülüğünde, ulusal ve il düzeyinde birbiriyle uyumlu eylem planları hazırlanmasını öneriyoruz. Her ilin riskleri ve ihtiyaçları farklı olabilir. Bu nedenle yerel değerlendirmelerle kimlerin, nerede, hangi tehlikelere daha fazla maruz kaldığının belirlenmesi; sağlık çalışanlarının, yerel yönetimlerin ve toplumun katılımıyla somut önlemler geliştirilmesi değerli olacaktır. Örneğin sıcak dalgalarında yalnız yaşayan yaşlılara ulaşılması, açık havada çalışanların korunması ve afetlerde sağlık kuruluşlarının hizmet vermeyi sürdürebilmesi bu planların parçası olabilir. Önerimiz, her faaliyetin sorumlusunun, bütçesinin ve zamanlamasının belirlenmesi; sonuçların da önlenebilen sağlık kayıpları ve hizmetlerin sürekliliği üzerinden izlenmesi.
Erken uyarı sistemi önemli
Lancet Countdown 2026 raporunun Türkiye verilerinde, yangın dumanına maruziyetle ilişkili tahmini yıllık ortalama ölüm sayısının 2003-2012 döneminde 3.300’den, 2021-2025 döneminde 4.200’e yükselmesi bu açıdan dikkat çekici. Bu nedenle meteoroloji, hava kalitesi ve sağlık verilerini bir araya getiren bir erken uyarı ve müdahale sistemi öneriyoruz. Uyarının, hangi kurumun ne zaman harekete geçeceğini ve insanların kendilerini nasıl koruyabileceğini de tanımlaması değerli olacaktır. Önümüzdeki yıllardaki sağlık kayıplarını, iklimdeki değişim kadar bugünden geliştireceğimiz koruyucu önlemler de şekillendirecek.
Fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandıran, ülkelerin sağlık sistemlerini iklim risklerine hazırlamasını destekleyen ve bu amaçla erişilebilir finansman sağlayan kararlar, önemli bir karşılık yaratabilir. Sağlığın iklim müzakerelerinde daha görünür olması değerli; bunun emisyon azaltım hedeflerine, uyum planlarına ve bütçelere yansıması da aynı ölçüde önemli. Özellikle iklim krizine katkısı en az olduğu hâlde sonuçlarından en fazla etkilenen toplumların desteklenmesini önemsiyoruz. Türkiye’nin ev sahipliği de bilimsel kanıtlarla ulusal uygulamalar arasında bağ kurmak için bir fırsat sunuyor. COP31’in başarısını, zirve sonrasında atılan adımlar ve önlenebilen sağlık kayıpları üzerinden görebileceğiz.
Kömürün sağlık yükü
Kömürden çıkışı Lancet Politika grubuyla hazırladığımız ‘Türkiye İçin 2026 İklim ve Sağlık Politikası Öncelikleri’ bildirisinde ilk sırada önermemizin hem iklim hem de toplum sağlığı açısından somut gerekçeleri var. Türkiye’de elektrik santralleriyle ilişkili ince partikül madde kirliliğine atfedilen tahmini erken ölüm sayısı, 2016-2022 döneminde yaklaşık yüzde 18 artarak 8 binden 9 bin 500’e yükseldi. Aynı dönemde ulaştırma ve hanelerle ilişkili kayıplar azalırken santrallerle ilişkili kayıpların artması dikkat çekici. Kömür, bu sağlık yükünün önemli bir belirleyicisi. Bu verilere dayanarak kömürden elektrik üretiminin güneş ve rüzgârla ikame edilmesini; takvimi belirlenmiş, çalışanların ve yerel toplulukların haklarını gözeten adil bir geçiş planı hazırlanmasını öneriyoruz. Böyle bir dönüşüm, sera gazı emisyonlarını azaltırken daha temiz hava yoluyla toplum sağlığına da katkı sağlayabilir.
Kaynak: www.milliyet.com.tr